Pastörel Çağrının Alçakgönüllü ve Sorumlu Doğası

Başçoban ve Hizmetkârları: Pastörel Çağrının Alçakgönüllü ve Sorumlu Doğası

Günümüzün çağdaş kilise kültürü, pastörel hizmetin doğasını ve amacını ne yazık ki ciddi şekilde çarpıtmış durumdadır. Kiliseye yüzeysel bir bakış attığınızda bile, pastörlük ofisinin içinin nasıl boşaltıldığını görebilirsiniz.

Birçok modern kilise, müjdeyi duyuran, sürüyü besleyen ve onları Kutsal Yazılar'ın sarsılmaz gerçeğiyle eğiten ruhsal önderler aramak yerine; karizmatik CEO'lar, kişisel gelişim uzmanları ve vizyoner girişimciler aramaktadır.

Ancak Tanrı'nın Sözü bu konuda asla taviz vermez. İnsani stratejiler ve pragmatik kilise büyüme modelleri, Kutsal Kitap’ın ortaya koyduğu pastörel modeli temelinden sarsamaz. Kutsal Yazılar’a döndüğümüzde, kilise liderliğinin tanımının tek bir kelimede, son derece dünyevi ama bir o kadar da derin bir kavramda özetlendiğini görürüz: Çoban.

Yeni Antlaşma Grekçe’sinde “poimen” kelimesiyle ifade edilen bu kavram, hem sürünün beslenmesini hem de korunmasını ve yönlendirilmesini kapsar. Ancak, pastörel hizmetin gerçek doğasını anlamak için öncelikle temel bir gerçeği, sarsılmaz bir teolojik temeli zihnimize kazımamız gerekir:
Sürü pastörün değildir! Kilise pastörün değildir! İnsanların ruhları pastöre ait değildir! Bütün kilise, onu kendi kanı pahasına satın alan tek bir Efendiye, Başçoban olan İsa Mesih'e aittir!

Pastörel hizmetin ciddiyetini kavramak, sürünün ne kadar değerli olduğunu anlamakla başlar. Elçi Pavlus, Efes kilisesinin ihtiyarlarıyla Milet'te vedalaşırken, onlara hizmetlerinin ağırlığını hatırlatan şu muazzam uyarıyı yapmıştır: “Kendinize ve Kutsal Ruh’un sizi gözetmen olarak görevlendirdiği bütün sürüye göz kulak olun. Rab’bin kendi kanı pahasına sahip olduğu kiliseyi gütmek üzere atandınız.” (Elçilerin İşleri 20:28).

Lütfen bu ifadenin teolojik ağırlığına dikkat edin: "Kendi kanı pahasına sahip olduğu kilise..."
Sürüdeki her bir can, her bir koyun, İsa Mesih'in çarmıhtaki kusursuz kefaretiyle, O'nun dökülen değerli kanıyla satın alınmıştır. Bu gerçek, pastörün kürsüye her çıkışında, sürüsüne her baktığında onu titretmelidir.

Hizmet ettiğiniz insanlar, sıradan bir sivil toplum kuruluşunun üyeleri veya bir kulübün aboneleri değildir; onlar, Tanrı Oğlu'nun uğruna canını verdiği, ebedi bir sevgiyle sevdiği ve kurtardığı kutsallardır.


İsa Mesih, Yuhanna 10. bölümde kendisini "İyi Çoban" olarak tanıtır.
O, koyunlarını adlarıyla tanır, koyunlar O'nun sesini işitir ve O'nu izlerler. İyi Çoban, koyunları uğruna canını verir. O, sürüsünü sonsuzluk için güvence altına almıştır ve "onları kimse elimden kapamaz" (Yuhanna 10:28) diyerek bu egemen korumayı ilân etmiştir. Dolayısıyla kilise, tamamen İsa Mesih'in mülkiyetindedir. O, sürünün mutlak sahibidir.

Eğer İsa Mesih Başçoban ise, o halde dünyadaki kiliseleri yöneten pastörler kimdir? Onlar sadece "alt-çobanlardır". Kendi başlarına hiçbir otoriteleri yoktur; sahip oldukları tüm yetki, onlara Başçoban tarafından Mesih'in Sözü sınırları içerisinde verilmiş olan “emanet edilmiş” bir yetkidir.

Bir pastör, Mesih'in sürüsü üzerinde diktatörlük kuramaz. O, İsa'nın koyunlarına kendi fikirlerini, kendi vizyonlarını veya kendi kurallarını dayatamaz. Pastörün tek görevi, koyunları Başçoban'ın onlara sunduğu o eşsiz otlaklara, yani Kutsal Yazılar'ın kusursuz gerçeğine götürmektir.

Bu noktada, alt-çobanların yani pastörlerin Mesih ile ve sürüyle olan ilişkisini anlamak için çarpıcı, alçakgönüllü ama bir o kadar da isabetli bir metafor kullanmak yerinde olacaktır. Bir pastörün kilisedeki rolü, bir anlamda Başçoban'ın ‘çoban köpeği’ olmak gibidir.
Bu benzetme bazılarına ilk başta küçültücü gelebilir, ancak Kutsal Kitap’ın hizmetkârlık ve alçakgönüllülük anlayışı bağlamında düşündüğümüzde, pastörel görevin özünü mükemmel bir şekilde yansıtır.

Tarımsal bir toplumda yaşayan herkesin bileceği gibi, bir çoban köpeği sürünün sahibi değildir. O, sürüyü satın almamıştır, onlara yiyecek sağlamaz, onlara ebedi bir güven sunamaz. Çoban köpeğinin varoluş amacı tamamen Çoban'a hizmet etmektir. Onun gözleri her zaman Çoban'ın üzerindedir. Bir kulağı Çoban'ın ıslığındadır, diğer kulağı Çoban'ın sesindedir. Kendi başına hareket etmez, kendi yönünü tayin etmez; sadece ve sadece Efendisinin komutlarına göre hareket eder.

1. Çoban Köpeği, Efendisinin Sesiyle Yönlendirilir:

Sadık bir pastör, kilisesini yönlendirirken kendi zekâsına, hitabet yeteneğine veya pazarlama stratejilerine güvenmez. Çoban köpeği nasıl Efendisinin sesiyle hareket ediyorsa, pastör de sadece Başçoban'ın sesiyle hareket eder.

Peki günümüzde Başçoban'ın sesi nerededir? Sadece ve sadece yazılı Kutsal Söz'de, Kutsal Kitap'tadır! Bir pastör ancak ve ancak Kutsal Yazılar'ı açıklayıcı bir şekilde vaaz ettiği sürece Çoban'ın sesini sürüye duyurmuş olur. Eğer kürsüde kendi hikayelerini, felsefeyi, psikolojiyi veya politikasını anlatıyorsa, o Çoban'ın sözünden çıkmış, kendi kafasına göre hareket etmeye başlamış demektir. Koyunlar çoban köpeğinin kendi sesini değil, Çoban'ın sesini tanımalıdır.

2. Çoban Köpeği Sürüyü Toparlar ve Birlikte Tutar:

Koyunların doğasında uzaklaşmak, kaybolmak ve kendi yollarına gitmek vardır.
Yeşaya peygamberin dediği gibi, "Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık,
Her birimiz kendi yoluna döndü" (Yeşaya 53:6).

Bazen koyunlar güvenli otlaklardan uzaklaşır, tehlikeli uçurumlara veya zehirli otların olduğu yerlere doğru meylederler. İşte burada çoban köpeği devreye girer. Efendisinin komutuyla hızla koşar ve yoldan sapan koyunun etrafında dolanarak onu tekrar sürüye, güvenli alana doğru iter. Bazen bunu yaparken koyunun topuğunu hafifçe ısırması, onu rahatsız etmesi veya yüksek sesle havlaması gerekebilir.

Pastörel hizmette bu, Kutsal Kitap öğretisi, kilise disiplini ve ruhsal düzeltmedir. Pastörler, günahın peşinden giden, dünyasal arzulara kapılan veya sahte doktrinlerin tuzağına düşen imanlıları uyarmak zorundadır.

Elçi Pavlus'un Timoteos'a verdiği buyruk tam da budur: “Tanrı sözünü duyur. Zaman uygun olsun olmasın, bu görevi sürdür. İnsanları tam bir sabırla eğiterek ikna et, uyar, isteklendir.” (2. Timoteos 4:2).

Bazen bu uyarılar sert olabilir; ancak pastör bunu koyuna zarar vermek için değil, onu uçurumdan kurtarıp Çoban'ın güvenli kucağına döndürmek için yapar. Gerçek sevgi, tehlikeye giden bir koyunu izlemek değil, onu geri döndürmek için çabalamaktır.

3. Çoban Köpeği Sürüyü Kurtlardan Korur:

Bu metaforun en kritik yönlerinden biri de korumadır. Elçilerin İşleri 20'de Pavlus'un uyarısına geri dönersek: “Ben gittikten sonra sürüyü esirgemeyen yırtıcı kurtların aranıza gireceğini biliyorum. Hatta öğrencileri kendi peşlerinden sürüklemek için sizin aranızdan da sapık sözler söyleyen kişiler çıkacak.” (Elçilerin İşleri 20:29-30).

Çoban köpeğinin en keskin olduğu an, sürüye yaklaşan bir kurdu sezdiği andır. Çoban köpeği, postu ne kadar inandırıcı olursa olsun, kurtları tespit edecek eğitime ve sezgiye sahip olmalıdır.

Günümüzde kurtlar, kiliselere sızan sahte öğretmenler, sapkın teolojiler, refah müjdesi savunucuları, liberal teologlar ve İsa Mesih'in Tanrılığını veya Söz'ün yeterliliğini inkâr edenlerdir. Pastör, Kutsal Kitap teolojisine öylesine hakim olmalıdır ki, bir hata belirdiğinde onu anında fark edip sürüyü uyarmalıdır.

Eğer bir çoban köpeği kurtlar gelirken uyuyorsa veya kurtlarla arkadaşlık ediyorsa, o çoban köpeği işe yaramaz ve haindir. Titus 1:9'da bir ihtiyarın nitelikleri sayılırken, “Hem başkalarını sağlam öğretiyle yüreklendirmek, hem de karşı çıkanları ikna edebilmek için imanlılara öğretilen güvenilir söze sımsıkı sarılmalı” denmesinin sebebi tam olarak budur.

4. Çoban Köpeği Efendisi İçin Canını Tehlikeye Atar:

Başçoban İsa Mesih, koyunları uğruna canını vermiştir. Bir çoban köpeği de, yeri geldiğinde sürüyü korumak için kurtlarla savaşmayı ve bu uğurda yaralanmayı göze alır. Sadık bir pastör, popülerliğini yitirmeyi, eleştirilmeyi, dünyadan dışlanmayı ve hatta zulüm görmeyi göze alan kişidir. O, koyunların rahatını kendi rahatına, Mesih'in gerçeğini kendi itibarına tercih eder.

Ücretli adam (Yuhanna 10:12) kurdu gördüğünde kaçar, çünkü koyunlar umurunda değildir; o sadece maaşını düşünür. Ancak sadık çoban köpeği yerinde kalır, dişlerini gösterir ve sürüyü savunur, çünkü o Efendisini sevmektedir.

Alçakgönüllülük

Pastörel otorite sıklıkla yanlış anlaşılır. Otorite, Kutsal Yazılar'dan kaynaklanır, pastörün ünvanından veya kişiliğinden değil. Elçi Petrus, İsa Mesih'in sürüsünü otlatma sorumluluğunu (Yuhanna 21:15-17) çok iyi anlayan biri olarak, diğer pastörlere şöyle seslenir:

“Tanrı’nın size verdiği sürüyü güdün. Zorunluymuş gibi değil, Tanrı’nın istediği gibi gönüllü gözetmenlik yapın. Para hırsıyla değil, gönül rızasıyla, size emanet edilenlere egemenlik taslamadan, sürüye örnek olarak görevinizi yapın." (1. Petrus 5:2-3).

"Egemenlik taslamamak" ifadesi çok kritiktir. Sürünün sahibi pastörler değildir! Çoban köpeği, koyunları kendi etrafında toplamaz. Onlardan kendisi için yün veya süt beklemez. O, koyunları her zaman Başçoban'ın ayaklarının dibinde toplamakla mükelleftir. Bir pastörün başarısı, kilisesini kendisine ne kadar bağımlı kıldığıyla değil, onları İsa Mesih'e ve O'nun Sözü'ne ne kadar bağımlı kıldığıyla ölçülür. Eğer bir pastör ortadan kaybolduğunda kilise dağılıyorsa, o pastör koyunları Mesih'e değil, kendisine bağlamış demektir.

Gerçek pastörlük, Vaftizci Yahya'nın şu sözündeki ruhta yatar: "O büyümeli, bense küçülmeliyim" (Yuhanna 3:30).

Günün sonunda, sürü güvenle ağıla girdiğinde, çoban köpeği köşesine çekilir. Övgü bekleyen bir tavrı yoktur. O sadece görevini yapmıştır. Gerçek pastör de hizmetini böyle değerlendirir. O sadece Rab'bin lütfuyla ayakta kalan, O'nun sözcülüğünü yapma ayrıcalığına erişmiş değersiz bir hizmetkârdır (Luka 17:10). Pastörel hizmet, gösteriş veya şan şöhret yeri değildir; ter, gözyaşı, dua, derin bir teolojik çalışma ve kendini feda etme yeridir.

Sonuç: Solmayan Yücelik Tacı

Pastörel hizmetin yükü ağırdır. Yakup 3:1 bizi açıkça uyarır: "Kardeşlerim, biz öğretmenlerin daha titiz bir yargılamadan geçeceğini biliyorsunuz; bu nedenle çoğunuz öğretmen olmayın.”

Bu görev, hafife alınacak, kişisel bir kariyer hedefi veya itibar aracı olarak görülecek bir şey değildir. Bu, Kutsal ve Yüce Tanrı'nın hesap soracağı, ebedi ruhlarla ilgilenilen bir vekâlet görevidir. Sürüyü aç bırakan, onları yanlış yollara yönlendiren veya kendi egolarını tatmin etmek için kiliseyi kullananlar, Başçoban'ın gazabıyla yüzleşeceklerdir.

Ancak, sadakatle hizmet eden, gerçeğin sözünü korkusuzca ve sevgiyle duyuran, sürüyü Mesih'in kanının değerine yaraşır bir özenle güden ve sadece O'nun onayı için yaşayan çoban köpekleri için muazzam bir vaat vardır. Onlar bu dünyada alkış, zenginlik veya şöhret beklememelidirler. Onların ödülü, Kutsal Kitap'ın kusursuz vaatlerinde gizlidir.

Elçi Petrus, sözlerini o yüce umuda işaret ederek bitirir: "Başçoban göründüğü zaman yüceliğin solmaz tacına kavuşacaksınız.” (1. Petrus 5:4).

İşte sadık pastörün nihai umudu ve tesellisi budur! Günün sonunda, işimiz bittiğinde ve Başçoban sürüsünü bizzat teslim almak üzere göklerin bulutları üzerinde döndüğünde, O'nun gözlerinin içine bakabilmek...
O, sürüsünü eksiksiz bir şekilde teslim alırken, Efendi'nin sesinden şu sözleri duyabilmektir: "Aferin, iyi ve güvenilir köle... Gel, efendinin şenliğine katıl!" (Matta 25:21). Amin.

Her pastörün duası ve tek amacı, hayatını tamamen bu sözleri duymaya adamak olmalıdır.
Mesih'in kilisesine, yalnızca Mesih'in Sözü'yle ve Mesih'in yüceliği için hizmet edilsin.

Soli Deo Gloria
.